Biz her namazı son namaz olarak kılarız. İkindiyi kıldık. Şu an ölebiliriz. Akşama yetişirsek, akşamı da son namazımız gibi kılarız. Yatsıya yetişmek diye bir garanti yok elimizde... İnsanın ölmesi çok basit... Kalp durdu mu işimiz bitti. Kalbimizi çalıştıran Allah, kalbimize dur dese, bir sonraki namaza yetişemeyiz!
İnsanda tembellik kulağı vardır. Yani her insanda zaman zaman tembellik olabilir. Önemli olan, tembellik ibadete mani olmasın. Dinlenmek iyidir. Uyku ne büyük nimet. Amma uykuyu tembelliğe dönüştürmesi kötü. Uyuyalım amma sabah namazına engel olmasın. Tembellik duygumuz içimizden üflüyor; "Yahu yat!" Açlık kulağımızla açlığımızı hissediyoruz mesela. Organların insanlara hükmetmesidir bu. Vücut diyor ki: "Ben yorgunum!" Onun sözüne kulak asıp yatıyoruz. İnsan ebediyen yaşayacağını zanneder. Ölmek aklına bile gelmez. İnsan şöyle düşünmeli: "Ölmeden şu akşam namazımı da kılayım..." Ben bu yaşa geldim. Düşünüyorum; elimde hiçbir şey yok. Öldüğüm anda elimde kalacak tek şey ibadetler... Tek kazancım ibadetler. Gerisi boş... Çok güzel yemekler yedik. Hepsi gitti. Gezdik eğlendik. Hepsi geçti. Para biriktirdik, yiyemedik. Şöhretimiz dağlar kadar yükseldi. İşe yaramadı. Elimizde bir tek şey kaldı. İman ve ibadet... Sanki ömrümüz boşa geçti. Her şey boşmuş...
Üstad diyor ki: "Her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu? Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun ab-ı hayatı ve lâtife-i Rabbaniyyemin hava-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir." (21. Söz)
Bir ömür boyu nefes alıp verdik. "Yeter artık, nefes almayacağım!" diyor muyuz? Bir ömür boyu su içtik. "Artık su içmeyeceğim!" diyor muyuz? Öyle bir iman gerek ki, namaz su gibi, hava gibi olsun...
"Kılmazsam yaşayamam." diyebilmek... Ben öyle şahıslar gördüm ki, odasında bir tane rahle var. Kendisi kıbleye dönmüş, namazda oturur gibi oturuyor. Uykusu gelirse, başını rahleye koyuyor. Her anı secdede... "Namaza doyamıyorum!" diyor. Rabb'imiz böyle mübarek kulları ne de güzel övüyor: Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar aksatmazlar. (Mearic 70/23) Onlar ki namazlarını muhafaza ederler. (Mearic 70/34)
Eğlenceler, dünya hayatının meşgaleleri bize hastalık verirken, namaz kılmak, hastalıklarımıza ilaç gibi tesir ediyor. Kalbimiz rahatlıyor. Üzüntümüz hafifliyor. Elemler geçiyor...
Biz namazı bitirdik, sarhoş kadehi bitirdi, kumarbaz oyunu bitirdi...
Bugün, şu an ölsek, namazımız bize arkadaş, yoldaş. Gerisi burada kalacak...
ALLAH'ım! İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini, Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır
ALLAH'ım! Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız, cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma,
ALLAH'ım! Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,zaman israfının şerrinden de sana sığınıyoruz, bizleri muhafaza eyle,
ALLAH'ım! Önce Hak'tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle,
ALLAH'ım! Yetenek israfından, Kapasite israfından, Zaman israfından ve israfın her türlüsünden muhafaza eyle
ALLAH'ım! Ertelemekten, üşenmekten, yılmaktan, vazgeçmekten, yarına bırakmaktan ve buna benzer hastalıkların şerrinden muhafaza eyle. Bu hastalıklara karşı Alim, Hakim ve Şafi isimlerinden acilen şifalar ihsan eyle
Hz.Cebrail aleyhisselamı ağlatan iki olay.... Bir bayram günü Peygamber Efendimizin torunları Hz. Hasan la Hüseyin'in elbise istediği rivayet edilir. Peygamber Efendimiz yoksul Damadı Hz. Ali ve kızı Hz. Fatıma fakir. Hz. Cebrail in bile gözünü yaşartan güzide torunların bu isteği, iki tane bembeyaz kumaştan elbiseyi Peygamber Efendimize hediye etmesiyle neticelenir. Ama çocuklar pek memnun kalmazlar ve keşke renkli olsaydı diye ağlamaya başlarlar.
Torunları Hasan ve Hüseyin in elbisenin rengini beğenmemesi üzerine Peygamberimiz Hz. Cebrail'e bakar. Hz. Cebrail, Efendimiz e, su atın üzerine Efendim, çocuklar hangi rengi istiyorsa o renge bürünsün der. Efendimiz elbiselerin üzerine biraz su serptiğinde Hz. Hasan ın elbisesi sarıya, Hz Hüseyin'in elbisesi kırmızıya dönüşür. Hz. Cebrail ağlamaya başlar. Peygamber Efendimiz bunun üzerine, Çocuklar memnun kaldılar. Niye ağlıyorsun ki ? der. Hz. Cebrail, *Ne acı ki, Hz. Hasan ileride zehirlenerek vefat edecek. Hz. Hüseyin al kanlarla öbür âleme yürüyecek**. Bu renkler onun rengidir.. *******************
Taberani nin Mu cemu l-Evsat ta belirttiğine göre, Enes bin Malik (R.A) dan şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Hz. Cebrail alışılmışın dışında bir saatte Hz. Peygamber (S.A.V)'e geldiğinde yüzünün rengi iyi değildir. Hz. Peygamber kendisine: "Niye yüzünün renginin uçuk olduğunu" sorduğunda Hz. Cebrail şöyle der; **Cehennem ateşinin, kabir azabının her şeyden ağır olduğunu bilen kimsenin bunlardan emin olmadıkça (yani oraya girmeyeceği garanti olmadıkça) yüzü gülmemelidir** der.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) Cebrail'e: "Ey Cebrail! Bana cehennemi anlat" der. Cebrail yüreklere korku salan müthiş şeylerden bahseder. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, "Bu kadar yeter, daha anlatma! Nerdeyse kalbim parçalanıp öleceğim" der ve ağlamaya başlar.
Fakat Cebrail e bakınca onun da ağladığını görür. Bunun üzerine, "Ey Cebrail! katındaki mevkiine ve derecene rağmen sende mi ağlıyorsun?" der. Hz. Cebrail şöyle cevap verir: "Neden ağlamayayım ki? Kim bilir belki de benim de başıma Şeytanın başına gelen şeyler gelebilir. Zira (başlangıçta) o da meleklerdendi. Kim bilir Harut ile Marut'un uğradığı akıbete ben de uğrayabilirim." Cebrailin bu sözleri üzerine ikisi beraber ağlamaya devam ederler. Nihayet kendilerine şöyle bir ses gelir: "Ey Muhammed ve Ey Cebrail! sizleri kendine asi gelmekten emin kıldı."
'''YÜCE ALLAH'I(C.C) ZİKRE DEVAM EDİNİZ. ZİKİR ÇEKERKEN UYANIK OLUNUZ. ALLAH(C.C) ZİKRİNİ KALBİNİZİN İÇERİSİNE YERLEŞTİRİNİZ. ZİKİR KALBE YERLEŞİNCE SİZ İSTEMESENİZ DE KALP YÜCE ALLAH'I ZİKREDER. MİDENİZİ DÜŞÜNÜN; O, SİZ İSTEMESENİZ DE KENDİ İŞİNİ GÖRÜR. SİZ UYURKEN BİLE İŞİNE DEVAM EDER. İÇİNE ZİKİR YERLEŞEN KALP'TE BÖYLEDİR...
Mevlam, ey mevlam! Sen galipsin, ben ise mağlup; mağlubu galipten başka kim merhamet eder? Mevlam, ey mevlam! Sen eğitensin, ben ise eğitilen; eğitilene eğitenden başka kim merhamet eder? Mevlam, ey mevlam! Sen yücesin, ben ise alçak ve düşük; düşük birisine yüce olandan başka kim merhamet eder? Mevlam, ey mevlam! Rahmetinin hakkı için bana merhamet eyle. Bağışının, lütfünün ve fazlının saygınlığı için benden razı ol. Ey bağış, ihsan, fazl ve nimet sahibi! Rahmetinin hakkı için -duamı kabul buyur-, ey merhametlilerin en merhametlisi!.......
Gecelerden sabahlara, karanlıklardan güneşlere doğru açılan yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen nur pareleriyle geldik kapına!
Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, Sana kalbimizi getirdik.
Selamün aleyküm Bismillahirrahmanirrahim RaHMeT: Allah'u zülcelal çok merhametlidir.insanların niyetlerine bakıyor.Allah'u Zülcelal amelin zahirinden çok fazla,insanın niyetine bakıyor.ebu said el hudri(radıyallahu anh) anlatıyor: ''bir insan vardı,dünyada yapmadığı günah kalmadı.en sonunda eceli gelip öleceği vakit kendi vasiyetini yaptı.şöyle vasiyet etti:
''ben öldükten sonra benim vücudumu parça parça yapın.parçalarımı ateşte yakın.bir kısmını denizlere,bir kısmını dağlara,bir kısmını rüzgara savurun,atın.ayrı ayrı yerlere dağıtın,''diye vasiyet etti.vefat ettikten sonra Allah'u Zülcelal onun ruhunu huzuruna çağırdı ve sordu.
''senin niyetin,maksadın ne idi? niçin böyle vasiyette bulundun?..''onun ruhu: ''ya rabbi!benim işlemediğim günah kalmamıştı ve senin azemetinden korktuğum için,ben de böyle bir vasiyette bulundum.ne yapacağımı şaşırmıştım.ecelim de gelmişti,Ya Rabbi ben senin korkundan böyle yapmalarını vasiyet ettim.benim maksadım buydu''dedi.Allah'u Zülcelal: ''madem ki sen benim azametimden korktun,ben de seni affettim.'' dedi. (seyda muhammed konyevi ks-sohbetler 2) Selam ve dua ile
Peygamber efendimize soruyorlar,ya Allah'ın resulü insanların en hayırlısı kimdir,Peygamber Efendimizde buyuruyor'ki insanların en hayırlısı tanımadığı kişilere dahi Allah'ın selamını verenlerdir.Selam ve Dua ile.Allah'a emanet olunuz.
Tut yüreğimi EFENDİM!!!! Tarih silik ve solgun bir bakış... Gecenin bilmem kaçı...Uyumayan gözlerim ?a alışmaya çalışıyor. Bir martı ip bağladı yüreğime uçurmak istiyor ... Işık yoktu hesapta yağmur değene kadar cama... soğuk ve karanlık sokaklarda korkmadan koşmak istiyorum eteklerimi toplayarak. Bu sessizlik ürkütüyor. Neden uyanmıyor kimse yürek sesime?
Başımı soğuk duvara yaslayıp, gözlerimi yumuyorum. Dışarıdan gelen bu güzel musikiye bırakıyorum kendimi... Gece mavisi, yağmur, sukut, yüzümü okşayan yumuşak ve hafif bir esinti...
Ve sen ... Sen geliyorsun aklıma ...Hiç görmedim seni... Görmeden sevdim... Resmin yok elimde... Gözlerim boşluğa takılıyor... Hasretin kavuruyor yüreğimi, özlemin...
Yağmurla ıslanan şu sokakta, dalan bir gözde, dünya denilen şekerle parlat?lm?? zehirde, madde dolu bir yüreğin neresinde bulmalıyom seni ...
Dikenli yollar ürkütüyor beni... Her düştüğümde bitti sandığım güzellikler seninle başlıyor yeniden... Yakışmıyorum sana bu kirletilmiş yüreğimle... Vurgun yemiş düşüncelerle kapına geldim, af diliyorum, sığınıyorum güzelliğine...
Bir gülün kırmızılığında, bir damla gözyaşında, secdeye kapanan bir başta, yalvaran titrek bir dudakta, seni buldum ey Nebi..
Günahlarımla, hatalarımla yoluna düştüm ... Kapına geldim, kovma beni ... Sevdim seni... Tut yüreğimden götür gittiğin yere... Ne olur kabul et bu kirli yüreği... Vazgeçtim bu sürgün şehirden, vurgun yemiş düşüncelerden... Tut da volkanlar patlayan yüreğim sukuta erişsin, bulsun istediği lezzeti... Ne olur ey sevgili bırakma beni!....
Kalk Ayağa Ey Müslüman! Uyanma zamanı… Filistin’deki kardeşinin sesini duymuyor musun? Afganistan’da kardeşlerinin üstüne misket alar yağıyor Ayağa kalk ey Ümmet!
Yiğitler diyarı Çeçenya’da kardeşlerine, Kâfirlerin uşakları toplantılar yapıyor Terörist diye ambargolar koyuyorlar Haberi gelmedi mi sana ey Müslüman?
Irak’ta, Ebu Garip hapishanesinde Nur Bacının çığlığını unuttun mu? Iraklı çocuklar annelerini bulamıyorlar Ey Müslüman sen gördün mü?
Irak’ta bacıların çeyiz hazırlamıyorlar Ey bacım onların yerine sen hazırlar mısın? Sudan’da kardeşlerinin açlıklarını hissettin mi? Haberi gelmedi mi sana ey Müslüman?
Çakallar sofralarına üşüşmüş Çocuklar geceleri ağlıyormuş Anne karnımız aç diye! Sofranda onlara da yer var mı ey Müslüman?